
Elif dayanıyordu. Acının insanının yoğunluğunun derecesi. Bir yıllık evliliğin bir anda silinip atılamayacağı sanılıyordu.Ama o gece Murat, Derya’nın yanında geldi.
Derya daha gençti. Şık bir kaban giymişti, kırmızı ojeleri vardı ve kolunda pahalı bir çanta taşıyordu. Kadıköy’deki apartman dairesine girmez yüzüne buruşturdu.
—“Aşkım, burada dayanılmaz bir koku var. O kadınla aynı evde gerçekten nasıl yaşanır?”
Elif, Murat’a baktı. Utanç aradı. Ama bulamadım.
—“Derya benim sevdiğim kadın,” dedi Murat soğuk bir sesle. “Artık yoruldum Elif. Bu ev hastane odası gibi. Artık ne huzur var ne de ait olmak… hiçbir şey yok.”
—“Peki ben bilmiyordum?” diye sordu Elif.
—”İyiydin. Ama artık paylaşmıyorsun. Sen bir bakıcısın. Ben de bez, ilaç ve hastalıkla yaşayamam.”
Derya Murat’ın omuzuna saklandı.
—“Bugün bunu çözecem dedin Murat.Ben o kadının evde kaldığım.”
Elif’in içinde bir şey kırıldı.
—“Annenizden bahsediyorsunuz.”
Murat acı bir güldürdü.
—“Annem artık hiçbir şeyin farkında değil. Bir bitki gibi. Nerede olduğu fark etmez.”
Oda kapısı aralığı.
Ayşe Hanım tavana bakıyordu, kaskatıydı, sessizdi. Ama dünyanın yaşadığı bir yaş silindi.
—”Bu evimin üstüne” dedi Murat, “ama benim yönettim. Senin hiçbir hakkın yok. Sana taksi parası veririm, gidersin.”
—“Peki ona kim bakacak? İnsülini kim yapacak? Gece kim çevirecek?”
—“Yarın tasarrufum.”
Murat kapıyı işaretledi, sanki bir eşyadan bahsediyor gibi:
—“O zaman onu da al götür. Zaten öylesin, değil mi?”
Elif ona tiksintiyle baktı.
—“Felçli annenizi çöp gibi mi atıyorsunuz?”
—“Abartma. İlaç parasını yollarım. Derya ile yeni bir hayat kuracağız.”
Elif öğrencileri girdi. Ayşe Hanım’ın yanında ayakta kaldı, yaşı sildi.
—“Affedin Ayşe Hanım… bizi gönderiyorlar.”
Tam o anda bir şey oldu.
Ayşe Hanım’ın sol eli Elif’in parmaklarını beklenen bir güçle çalınması kavradı. Bu bir refleks değildir. Bir kasılma da değildi.
Bir yalvarıştı.
Gözleri, artık konuşamayan ağzının bağırı yerine geliyordu:
“Beni ile bırakma.”
Elif derin bir nefes aldı.
—“Sizi bırakmayacağım. Bir odada bile olsa, helal olsun geliyorum.”
İki saat sonra özel bir ambulans Ayşe Hanım’ı apartmandan indiriyordu. Murat kapıya dayanamaz. Mutfaktan gelen bardak sesleri, müzik ve Derya’nın kahkahaları bekleniyor.
Elif kilidi bakmadan kapatıldı.
Murat’ın bilmediği şey şuydu: Annesinin sandığı kadar “bitkin” değildi. Bedeni kırılmıştı ama zihni yerindeydi. Her şeyi duymuştu.
Ve küçük ama yıkıcı bir gerçek vardı: aileye ait oto tamirhanesi, araçlar, daire ve banka hesaplarının çoğu Ayşe Hanım’ın üzerindeydi. Murat sadece vekâletle yönetiyordu ve o vekâlet kopmadan sona erecekti.
Kimse, o sessiz kadının sabaha karşı hayatları nasıl altüst olabileceğine inanılamazdı.
BÖLÜM 2
Elif’in yeni hayatı, İstanbul’un Üsküdar arka sokaklarında, bir çamaşırhanenin Rutubetli tek odasında başladı. İçerisinde sadece yetersiz bir yatak ve ucuz yumuşatıcı kokan ince bir battaniye vardı.
Arkadaşı Marisol, fazla soru sormadan onları kabul etmişti. Sadece Ayşe Hanım’ı yerleştirmeye yardım etti, küçük ocakta bir tencerenin lapası koydu ve Elif’e şöyle dedi:
—“Ne olduğunu bilmiyordum ama o adam çok pişman olacak.”
Ayşe Hanım sabah gözünü açık buldu.
Bakışı değişmişti. Daha net. Daha sertti. Sanki gece boyunca, ürünlerinin ezdiği bütün onur özellikleri tekrar toplanmıştı.
Elif yanında bir kaşıkla yaklaştı.
—“Günaydın Ayşe Hanım. Hemen temizleyip ilaçınızı değiştirin.”
Yaşlı kadın, hapsedilmiş üç kez vuruldu.
—“Bir yeriniz mi ağrıyor?”
Ayşe Hanım başını salladı. Daha sonra Elif’in getirdiği evrak çantasını işaretledi: reçeteler, tıbbi raporlar, kimlik fotokopileri, eski belgeler ve katlanmış kâğıtlar.
Elif çantayı yaklaştırdı.
Ayşe Hanım titreyen elleriyle sarmış bir kağıt buldu. Murat’ın annesinin hesaplarını ve kayıtlarını yönetmesini sağlayan vekâletnameydi.
Parmağıyla tarihi gösterdi.
Elif’i:
—“18 Mart’a kadar geçerli…”
Telefonuna baktı.
Bugün 18 Mart’tı.
Ayşe Hanım bir kalem istedi. Eğri büğrü ama net harflerle yazdı:
“Bugün iptal.”
Elif’in içi ürperdi.
—“Murat’ın yetkisini mi dağıtmak?”
Yaşlı kadın başını salladı.Tüm ayrıntılar bir diğer sayfamızda







