
Torunlar önünde aşağılanmak, insanın en çok dizlerini kırardı.
Yaşlı adam duvara yaslanır, gözleri dolar,
ama sesi çıkmazdı.
Tek iyi davranan geliniydi.
Yemeğini yedirir, suyunu uzatır, kahvesini yapar;
gecesi gündüzü kaybolur ama sabrı tükenmezdi.
Baba her dua ettiğinde aynı cümle dökülürdü dudaklarından:
“Allah’ım canımı al…
Oğlum günaha girmesin,
gelinim bu eziyeti çekmesin.”
Bir akşam yine öfke, yine bağırış…
Oğul tekmesini savurdu.
Gelin bu kez önüne geçti:
“Yeter! Bu adam senin baban!”
O gün yaşlı adam ilk kez sessizce ağladı.
Sevindi mi, üzüldü mü?
Belki ikisi de…
Çünkü bazen insanı yaşatan sevgi değil,
bir damla merhamettir.
Gece geldi, ev sustu, rüzgâr bile usul esti.
Yaşlı adam gözlerini kapadı,
çocuk gibi, sessizce…
Ve bu kez uyanmadı.5 yıllık zorunlu misafirligi bitmişti.
Gelin sabah elini tuttuğunda
adamın yüzünde huzur vardı;
ömür boyu yük taşıyıp,
sonunda yük olmaktan korkan bir kalbin huzuru.






