
O sabah da, her zamanki gibi, taşradan ilk otobüse bindim.Maricel beni aradı:
— “Anne, biraz dinlen. Yakında öğle yemeği için döneceğim.”
Neşeli sesini duyunca gülümsedim ve içim rahatladı.
Kim düşünebilirdi ki, o gün hayatımı sonsuza dek değiştirecek?
Yaklaşık saat on civarında vardım, temizlik yaptım ve öğle yemeği için sinigang ve kızartılmış balık hazırladım.
Oturma odasının yerini silerken, kapının açıldığını duyunca donup kaldım.
Maricel o sırada işte olmalıydı.
Kapıyı açan kişi Rafael’di.
Takım elbise giymişti ama gömleği açık ve yüz ifadesi tuhaftı.
Selam vermek istedim ama telefonda konuştuğunu duydum.
Bedenim dondu.
İçgüdüyle yatak odasındaki dolaba yöneldim ve sessizce kapıyı kapattım, kalbim hızlı hızlı atıyordu.
Beş dakika bile geçmemişti ki, koridorda topuk sesleri duydum.
Genç bir kadın sesi güldü:
— “Neden korkuyorsun? Karın nerede?”
— “Sadece kayınvalidem aniden ortaya çıkmasın istemiyorum. Çok sık geliyor,” diye cevap verdi Rafael’in metresi.
Derin bir nefes aldım, soğuktan terlemiştim.
Onların kahkahaları ve fısıltıları içimi kemiriyordu, sonra kadın kalbimi donduran bir cümle söyledi:
— “Karının adına olan araziyi de? Ondan ayrılacağını ve bana vereceğini söyledin.”
Her kelimesini duydum.
Rafael cevapladı:
— “Düşünüyorum. Maricel annesinden tasarruflarını alınca bekle. Onları alınca borcu ödeyip gideceğim. Anladın mı?”
Kanım dondu.







