Gelinim beni “fakir” sanıp bir yük gibi davrandı; oysa benim onun gerçek düşüncelerini öğrenmek için bilerek sade ve mütevazı göründüğümden haberi yoktu….
Hatice Hanım, bulutlarla kaplı bir İstanbul akşamında oğlunun evine geldi. Boğaz’dan esen serin rüzgâr, apartmanların arasındaki dar sokaklarda dolaşıyor, tozu kaldırıma savuruyordu. Yanında yalnızca eski bir valiz vardı; tekerleklerinden biri kırık olduğu için her adımda gıcırdıyordu. Üzerinde solmuş gri bir kazak, sade bir elbise ve yıllar öncesinden kalma, markasız terlikler vardı.
Mutfaktan gelini Derya onu sessizce izliyordu. Bakışları Hatice Hanım’ın üstünde gezindi ve istemsizce kaşlarını çattı. Sonra eşi Murat’a döndü, sesini alçalttı ama tonu sertti.
— Annen ne kadar kalacak?
Murat kısa bir an duraksadı.
— Bilmiyorum… Köyde yalnız kalmak istememiş. Belki birkaç ay.
“Birkaç ay mı?” diye düşündü Derya. Onun için bu, daha fazla masraf, daha fazla yük ve bitmeyen bir sorumluluk demekti. Yine de Hatice Hanım salona girdiğinde yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
— Hoş geldiniz anneciğim.
Hatice Hanım hafifçe başını eğdi.
— Çağırdığınız için teşekkür ederim. Kimseye yük olmak istemem.
İlk gün Derya, Hatice Hanım’ın nerede kalacağına karar verdi. Misafir odası değil, üst kat hiç değil… Onu depo odasının yanındaki küçük, penceresiz ve rutubet kokan bir odaya yerleştirdi. Tavandan sarkan sarı bir ampul vardı.
— Sizin için daha rahat olur — dedi Derya sakin bir sesle — merdiven de çıkmazsınız.
Hatice Hanım odaya baktı, sonra hafifçe gülümsedi.
— İyi olur kızım.
O günden sonra Hatice Hanım evde adeta bir gölgeye dönüştü.
Güneş doğmadan kalkıyor, evi süpürüyor, yerleri siliyor, bulaşıkları yıkıyor, banyoyu temizliyordu. Hiç şikâyet etmiyordu. Derya bunu zamanla normal kabul etti. Ev her seferinde tertemiz olduğunda sadece şunu söylüyordu:
— Yine erken kalkmışsınız anneciğim.
Yemek masasında ise fark açıktı. Hatice Hanım’a hep en son yemek kalıyordu—az yemek, soğumuş ekmek, sulu çorba… Murat sorduğunda Derya tatlı bir sesle cevap veriyordu:
— Yaşlılar ağır yemekleri zor sindirir.
Murat başını sallıyordu. Hatice Hanım sessizce bakışlarını indiriyordu.
Derya arkadaşlarını davet ettiğinde, Hatice Hanım “dinlenmesi” için odasına gönderiliyordu.
— Anneciğim, biraz uzanın. Arkadaşlarım biraz hassas — diyordu Derya, hiç çekinmeden.
Bir öğleden sonra Hatice Hanım oturma odasından Derya’nın kahkahasını duydu.
— Kayınvalidem çok sade biri… neredeyse fakir gibi. İnsanlar görse ne der bilmiyorum, biraz utanıyorum.
Bu sözler hemen can yakmadı. Ama derinlere işledi.
Sonra Derya, Hatice Hanım’ın küçük aylık harçlığına bile karışmaya başladı.
— Paraya ne ihtiyacınız var ki? Bana verin, ben idare ederim — dedi bir gün.
Hatice Hanım itiraz etmedi. Hepsini verdi.
Bir gün Derya, Hatice Hanım’ın komşudaki hasta bir kadına para verdiğini öğrendi. Öfkeyle patladı.
— Bu evin parasını böyle dağıtamazsınız!
Hatice Hanım titredi.
— O kadın yalnızdı… kimse yoktu…
Derya alaycı bir gülümsemeyle baktı.
— Herkes kendi hayatını yaşar. Siz kimseyi kurtaracak durumda değilsiniz.
Murat sessizdi. Annesini savunmadı. O sessizlik, en ağır sözden daha sertti.
O gece Hatice Hanım valizini açtı. Giysilerin altında düzenli dosyalar vardı—ev tapuları, kira sözleşmeleri, banka belgeleri.
Hatice Hanım fakir değildi.
Bir yıldır bilerek öyle görünmüştü.
Mülklerini oğluna devretmeden önce tek bir şeyi görmek istemişti: Hiçbir şeyi olmadığını düşündüklerinde ona nasıl davranacaklardı.
Ve cevap çok netti.
Bir gün Murat şantiyede ciddi bir kaza geçirdi. Hastaneye kaldırıldı. Şirket sorumluluk almadı. Doktorlar acil ve pahalı bir ameliyat gerektiğini söyledi.
Derya’nın dünyası yıkıldı.
Aradı, sordu, yalvardı ama kimse yardım edemedi. Hastane koridorunda ağladı.
Hatice Hanım sessizce geldi. Üzerinde yine o eski kazak vardı.
— Oğlum nasıl? — dedi.
Derya zor konuştu.
— Para lazım… çok para…
Hatice Hanım ona baktı.
— Yardım edebilirim.
Derya acı bir kahkaha attı.
— Anneciğim, lütfen şaka yapmayın.
Ertesi gün Hatice Hanım bir avukatla hastaneye geldi. Dosyaları masaya koydu.
Tapular, sözleşmeler, banka hesapları…
Derya dondu.
— Bunca zaman — dedi Hatice Hanım kararlı bir sesle — kendimi hiçbir şeye sahip değilmiş gibi gösterdim. Değerim olmadığında bana nasıl davranacağınızı görmek istedim.
Derya dizlerinin üzerine çöktü.
— Özür dilerim… bilmiyordum… bana bir şans daha verin…
Hatice Hanım başını salladı.
— Ben sahte özür istemiyorum. Sadece gerçeği görmek istedim.
Sonra Murat’a baktı.
— Seni kurtaracağım çünkü benim oğlumsun. Ama servetim, insanı sadece parayla değerlendiren birinin eline geçmeyecek.
Ameliyat başarılı geçti.
Aylar sonra Hatice Hanım yalnız yaşamaya başladı. Hâlâ sade giyiniyordu ama artık bakışlarını kimseye eğmiyordu.
Derya ise gerçeği çok geç öğrenmişti.
Çünkü gerçek yoksulluk Hatice Hanım’ın kıyafetlerinde değil—
ona “değersiz” diyen kalplerdeydi.







