
“Esma, “Resulullah sallallahü aleyhi vesellem: “Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun ki, düşük çocuk, ahirette annesini göbek bağından tutup cennete çekecektir, yeter ki annesi düşük sebebiyle sevap kazanacağına inanıp sabretsin.” diye buyuruyor dedi.
Esma duydukları karşısında sevindi ve gözleri doldu.Düşük yaptığının üzerinden birkaç gün geçmiş, artık toparlanmıştı. İşe güce uyup, kaybettiği çocuğunun acısını unutmaya çalışsa da kaynanası onun acısını unutmasına fırsat tanımıyor, her keresinde söylediği iğneleyici sözleri ile kalbini kırıyordu. Eşini seviyordu ve ona bir evlat verememenin acısını ta yüreğinde taşıdı. Elinden bir şey gelmiyordu.‘’Veren de sen alan da sen’’ diyerek Mevlasına sığındı.İçeriden kaynanasının “gene nereye kayboldu bu gelin? Ne zaman lazım olsa ortadan kayboluyor” diye sesinin geldiğini duydu.Elinde ki işi bırakıp yanına gitti. “Buyur ana, bir şey mi istedin” dedi.O aralar pekte iyi sayılmazdı. Hastalık nedeni ile çok fazla kilo vermişti. Kaynanası, gelininin halini görse de ona acımadı.
Aklı gelininin ona veremediği torunundaydı.“Bak kızım, seni oğlumla boşuna evlendirmedim. Bana torun verebilirsin sandım. Evliliğinizin üzerinden onca yıl geçti. Bize bir torun bile veremedin. Sen de he de de oğlumu yeniden everek. Belki o zaman bir torunumuz olur. Oğlanı everirsek bile merak etme sakın, seni de sahipsiz bırakmayız” dedi.Zavallı Esma, duydukları karşısında beyninden vurulmuş gibi oldu. Biran kaynanasının sözlerini anlamakta zorlandı. Söylenilen sözü idrak ettiği zaman gözleri korku ile büyüdü.“Ana ne söylüyon sen? Hiç söylediğin sözü kulağın duyuyor mu?” dedi ve göz yaşlarına engel olamadı.Eliyle gözlerinden akan yaşları silmeye çalıştı. Üzüntüden ne yapacağını ve ne söyleyeceğini bilemedi.







