Ben yalnızca uzaktan seni seven bir yabancıydım.”
Gözyaşlarım artık durmuyordu.
Yıllarca anneme kızdığım bütün geceler gözümün önünden geçti.
Neden babam hakkında konuşmadığını…
Neden bazı sorularımı cevapsız bıraktığını…
Neden çocukluğum boyunca aynı eski fotoğrafı sakladığını…
Hepsinin bir nedeni vardı.
Ama mektubun sonunda başka bir gerçek daha vardı.
“Derya,
Sen hastanede gönüllü olarak çalışmaya başladığında seni ilk kez yakından gördüm.
Beni tanımadın.
Ben ise seni ilk bakışta tanıdım.
Annenin gözleri vardı sende.
Sana yaklaşmamın nedeni senden bir şey istemek değildi.
Sadece hayatımın sonunda seni bir kez olsun gerçekten tanımak istedim.
Sonra hastalığım ağırlaştı.
Doktorlar çok az zamanım kaldığını söyledi.
Sana gerçeği anlatmaya cesaret edemedim.
Bu yüzden senden bir iyilik istedim.
Benimle evlenmeni.
Bunun bencilce olduğunu biliyorum.
Ama o yedi gün, hayatımın en mutlu yedi günüydü.
Çünkü ilk kez kızımın yanında uyandım.
İlk kez kızım elimi tuttu.
Ve ilk kez giderken yalnız değildim.
Benden sana kalan para ya da mal değil.
Bu çantanın içinde annenin sana yazdığı mektuplar var.
Hepsini okuyup beni affetmek zorunda değilsin.
Sadece şunu bilmeni istiyorum:
Seni hiçbir zaman terk etmedim.
Seni uzaktan sevdim.
Belki de en büyük hatam, bunu sana söylemek için çok geç kalmamdı.”
Mektubu göğsüme bastırıp uzun süre ağladım.
Avukat çantadan son bir zarf çıkardı.
“Bu da annenizden.”
Zarfı açtım.
İçinde kısa bir mektup vardı.
“Derya,
Eğer bunu okuyorsan Mahir sonunda sana her şeyi anlatmıştır.
Ona kızma.
Benim yüzümden yıllarca senden uzak durdu.
Seni koruduğumu düşündüm.
Ama şimdi anlıyorum ki bazen insan sevdiği kişiyi korurken onun bilmesi gereken gerçekleri de elinden alabiliyor.
Mahir senin babandı.
Ama bundan daha önemlisi, o seni her zaman sevdi.
Lütfen onun son dileğini unutma.
Bir gün kendini yalnız hissedersen, onun senin için bıraktığı bu gerçeği hatırla:
Sen hiçbir zaman istenmeyen bir çocuk olmadın. Sen, iki insanın korkuları yüzünden yıllarca saklanmış bir sevgiydin.”
Mektubu bitirdiğimde gözlerimi kapattım.
Bir hafta boyunca eşim olan adamın aslında hayatım boyunca aradığım kişi olduğunu anlamak tarifsizdi.
O gün hastaneden çıktım.
Yeşil sırt çantasını omzuma taktım.
İlk kez anneme kızgın değildim.
İlk kez Mahir’e yabancı gibi bakmıyordum.
Ve ilk kez hayatımın eksik kalan parçasının neden hep içimde bir boşluk bıraktığını anlıyordum.
Aradan aylar geçti.
Mahir’in mezarını her hafta ziyaret etmeye başladım.
Bir gün mezarının başına küçük bir çiçek bıraktım ve gülümsedim.
“Geç kaldın baba,” dedim.
“Ben de seni bulmak için biraz geç kaldım.”
Sonra çantadan çıkardığım eski metal halkayı parmağıma taktım.
O halka artık kısa süren bir evliliğin değil, yirmi dokuz yıl boyunca bilmeden aradığım bir babanın bana bıraktığı son hatıranın simgesiydi.
Mahir beni dünyaya getiren adamdı.
Ama beni gerçekten babam yapan şey, son yedi günde bana verdiği sevgiydi.
Ve o gün anladım:
Bazı insanlar hayatımıza çok geç girer. Ama bazen, tam da gitmeden önce, hayatımız boyunca eksik kalan parçayı yerine bırakırlar.







