Koridordan aşağı yürümeden hemen önce annem elime katlanmış bir not tutuşturdu. «Düşmüş gibi yap. Hemen.» yazıyordu. Anlamamıştım ama gözlerindeki bir şey beni korkuttu. Koridorun yarısında, bilerek tökezledim ve yere düştüm. «Ayağını burktu!» diye bağırdı annem. «Düğünü durdurun! Ambulans çağırın!» Ambulans geldiğinde, söylediği şey beni şok etti.
Gelin odasındaydım — o kadar lüks bir oda ki bir sığınaktan çok altın bir kafese benziyordu. Ölçülerime göre dikilmiş beyaz ipek gelinliğim, mükemmel bir ikinci ten gibi bedenimi sarıyordu. Dışarıda, yüksek kemerli pencerelerden, Büyük Mucizeler Salonu ışık içinde parlıyordu; bir gitar dörtlüsünün ince notaları havada dalgalanıyordu. Bugün, kaderimi Tom’unkine bağlayacağım gündü. Her şey kusursuzdu: pahalı, özenle planlanmış, çocukluğumdan beri beslediğim rüyanın vücut bulmuş hâli. Ben Emily’ydim — büyük bir servetin ve bir unvanın varisi, hem ayrıcalık hem de yük olan bir soyun kızı. Ama bugün beni yeni bir kimlik bekliyordu — eş, hayat arkadaşı, sadece kendim.DEVAMI DİĞER SAYFADA







