
Bir gece aniden “Ofiste su borusu patlamış, Cansu perişan halde tek başına, gidip yardım etmem lazım” diyerek gecenin 2’sinde apar topar evden fırladı. İçime inanılmaz bir şüphe düştü ama kendime kızıp susturmaya çalıştım. Ertesi gün Burak duştayken, ceketini kuru temizlemeye vermek için ceplerini boşaltıyordum. Cebinin derinliklerinden lüks bir mücevher mağazasına ait yüklü bir fatura çıktı. Doğum günüm ya da evlilik yıldönümümüz falan değildi. Faturanın arasına sıkıştırılmış ufak bir hediye notu vardı. Ellerim titreyerek kağıdı açtım ve okuduğum o kısacık notla beynimden vurulmuşa döndüm. Nefes alamıyordum… Notta el yazısıyla tam olarak şu yazıyordu: “Sensiz geçen her saniye bana zehir. O güzel boynuna bu pırlantadan başkası yakışmazdı sevgilim…”
Hemen üstümü giyinip habersizce ofise baskına gittim. Taksiyle oraya giderken yol bitmek bilmedi. İçimdeki alev bütün vücudumu sarıyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Acaba bir yanlışlık olabilir miydi? Belki de o not ve kolye bir müşteriye aitti diye kendimi kandırmaya çalışıyordum. Ama gerçeklerle yüzleşmek zorundaydım.
Ofisin sokağına girdiğimde derin bir nefes aldım. Burak’ın arabası oradaydı, Cansu’nun gösterişli kırmızı arabası da hemen yanına park edilmişti. Etrafta ne bir su patlağı izi vardı, ne de bir tesisatçı aracı. Binanın sadece en arka odasındaki camdan sokağa loş bir sarı ışık sızıyordu. Diğer bütün jaluziler sıkı sıkıya kapatılmıştı. Çantamdaki yedek ofis anahtarını çıkarırken ellerim zangır zangır titriyordu. Anahtarı sessizce yuvaya sokup yavaşça çevirdim. Kapı ufak bir gıcırtıyla açıldı gorsele ilerlyn devamı sonraki syfada…
Koridorda yürürken içeriden kısık sesli romantik bir müzik ve kıkırdamalar geliyordu. Kendi kocamın, yıllarımı verdiğim adamın o iğrenç kahkahasını duymak midemi bulandırdı. Yavaş adımlarla aralık duran kapıya doğru yaklaştım. İçeride gördüğüm o manzara karşısında gözlerimin kör olmasını diledim.
Ofis masasının üzerinde iki kadeh şampanya duruyordu. Burak, cebinden faturası çıkan o pahalı pırlanta kolyeyi Cansu’nun boynuna takıyordu. Cansu ona sımsıkı sarılmış, “Artık şu evlilik tiyatrosunu bitirsen diyorum. O sıkıcı kadına daha ne kadar tahammül edeceksin?” diyordu şımarık bir ses tonuyla. Burak ise onun saçlarını okşayıp, “Merak etme sevgilim, çok yakında her şeyi kılıfına uydurup ondan kurtulacağım. Bütün paramı ve şirket hisselerini sağlama aldığım gün o evden tamamen çıkacağım.” diye karşılık verdi.
O saniye beynimde şimşekler çaktı. Gözyaşlarım yerini saf bir öfkeye bırakmıştı. İçimdeki o naif, kırılgan kadın ölmüş, yerine gözü dönmüş bir aslan gelmişti. Kapıyı tek tekmeyle sonuna kadar açıp odaya daldım.







