Ama hâlâ duyduğum telefon konuşmasını açıklamıyordu.
O gece Emre banyodayken çalışma odasına girdim.
Çekmecelerin arasında eski bir kutu buldum.
Kutunun içinde lise yıllarından kalma fotoğraflar, kartpostallar ve sararmış zarflar vardı.
En alttaki mektubun üzerinde adım yazıyordu.
Hiç açılmamıştı.
Titreyen ellerimle zarfı açtım.
İçindeki satırlar gözyaşlarımı durduramadı.
Barış gerçekten bana âşık olduğunu yazmıştı.
Ama mektubun arkasında başka bir not vardı.
Emre’nin el yazısıyla.
“Bu mektubu hiçbir zaman okuyamayacak.”
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Tam o sırada kapı açıldı.
Emre beni elinde kutuyla görünce yüzü bembeyaz kesildi.
Artık saklayacak hiçbir şeyi kalmamıştı.
Sessizce sandalyeye oturdu.
“Demek öğrendin.”
Bağıracak gücüm bile yoktu.
“Neden?”
Başını öne eğdi.
“Çünkü seni ilk gördüğüm günden beri seviyordum.”
“Bu sevgi mi?”
Gözleri doldu.
“Lisede seni kaybetmekten korkuyordum. Barış senden hoşlanınca panikledim.”
Derin bir nefes aldı.
“Mektubu sakladım. Sonra ona senden nefret ettiğini söyledim.”
İçimdeki öfke büyüyordu.
“Peki telefondaki sözlerin?”
Emre acıyla gözlerini kapattı.
“Bugün Murat’la konuşuyordum.”
“Bunu biliyorum.”
“Aslında tuzak dediğim şey seni bana âşık etmekti.”
Sinirle ayağa kalktım.
“İnsan sevdiğine tuzak kurar mı?”
“Ben aptaldım.”
Sesi çatlamıştı.
“Çocuk aklımla seni kaybetmemek için korkunç bir hata yaptım.”
“Sonra yıllarca bunu itiraf edemedim.”
“Her geçen gün daha da zorlaştı.”
Onu dinlerken öfkem dinmiyordu.
Çünkü hayatımla ilgili en önemli seçimlerden biri benden çalınmıştı.
Belki yine Emre’yi seçecektim.
Belki de seçmeyecektim.
Ama karar bana ait olmalıydı.
O gece bavulumu topladım.
Emre beni durdurmaya çalışmadı.
Sadece kapıda sessizce durdu.
“Geri döner misin?”
Arkamı dönmeden cevap verdim.
“Bilmiyorum.”
Aylar boyunca ayrı yaşadık.
Bu süreçte aile terapisine gitmeyi teklif etti.
İlk başta reddettim.
Sonra kabul ettim.
Çünkü nefret ederek yaşamak istemiyordum.
Seanslarda Emre, yıllarca taşıdığı suçluluk duygusunu ilk kez açıkça anlattı.
Hatasını hiçbir zaman inkâr etmedi.
Defalarca özür diledi.
Ben ise güvenin yalnızca sadakatle değil, dürüstlükle de ayakta durduğunu öğrendim.
Bir insanın geçmişte yaptığı tek bir yanlış, bazen yıllarca süren binlerce güzel anıyı bile gölgeleyebiliyordu.
Bir yıl sonra yeniden aynı evde yaşamaya başlamadık.
Ama yeniden birbirimizi tanımaya başladık.
Bu kez çocukluk arkadaşları ya da eski âşıklar olarak değil, birbirine karşı tamamen dürüst olmaya çalışan iki yetişkin olarak.
Çünkü gerçek sevgi, birini elde etmek için oyun kurmak değil; onu özgürce seçim yapabileceği kadar sevmektir.
Ve ben o gün anladım ki, bir ilişkinin en sağlam temeli aşk değil, gerçeği saklamayacak kadar cesur olabilmektir.







