Ama kayınpederim Fevzi Bey hep suskundu. Ne severdi, ne de sever gibi yapardı.
Son aylarda hastalığı ilerledi. Artık yatağa bağlıydı.
Kemal işe giderdi, ben de gün boyu evde onunla kalırdım.
O sabah, Kemal daha çıkmamıştı ki, Fevzi Bey gözlerini bana dikti.
İlk defa… gerçekten baktı.
“Elif,” dedi kısık bir sesle. “Gel.”
Yanına oturdum. Elimi tuttu. Soğuktu.
“Bak,” dedi, gözleriyle odanın köşesini gösterdi. “Dolabın üstünde tahta bir kutu var…”
Uzanıp aldım. Tozlu, ince uzun, eski bir kutuydu.
“Açma şimdi,” dedi. “Ben ölünce… sadece sen aç. Kimseye gösterme.”
Üzerinde sararmış bir not:
> “Gözlerin bana yalan söylemedi Elif.
Ama gerçek olan her şey acıtır.”
Yutkundum. “Bu ne demek?” DEVAMI DİĞER SAYFADA







