
Yaşlı kadın, o titreyen ama sıkıca tutan elleriyle beni kendine doğru çekti. Nefesi kulağımda ılıktı, sesi ise sanki derin bir kuyudan geliyormuş gibi boğuk ama netti.
“Kızım,” dedi. “O bacak kırılmadı, o bacak kırıldı… Kocanın o gün nerede olduğunu ve o kazanın aslında nasıl olduğunu bildiğini sanıyorsun, ama yanılıyorsun. O kazada yanında olan kadını ben gördüm.”
Donup kalmıştım. Nefesimi tuttum, dünya o an durmuş gibiydi. Kadın devam etti:
“Ben de o gün aynı koridordaydım, sedyeyle getirilirken yan yanaydık. Yanındaki genç kadın ağlayarak ‘Hız yapmamanı söylemiştim, şimdi eşine ne diyeceğiz?’ diye haykırıyordu. Kocan ise ona ‘Sus, sadece bir kaza olduğunu söyleyeceğiz’ diyordu. Seni burada her gün gördüğümde kalbim parçalandı. Sen bir meleksin, ama o senin kanatlarını her gün biraz daha kırıyor. Bu iyiliğini o adam için harcama. Oğlumun dışarıda beklediği arabanın torpidosuna bir zarf bıraktım, üzerinde senin adın yazıyor. Oraya bak ve sonra kararını ver.”
Sarsıcı Bir Karşılaşma
Yaşlı kadın, oğluyla birlikte hastaneden çıkarken arkasına bile bakmadı. Ben ise olduğum yerde, hastanenin o ağır ilaç kokulu koridorunda çakılıp kalmıştım. Kocamın odasından yine o bilindik öfkeli ses yükseldi: “Neredesin sen? Su getirecektin, amma uzattın!”
İlk defa o ses beni korkutmadı. Aksine, içimde buz gibi bir soğukkanlılık filizlendi. Odaya girmedim. Aksine, hastanenin çıkış kapısına doğru yürüdüm. Yaşlı kadının oğlunun arabasının yanına gittiğimde, adam beni bekliyordu. Hiçbir şey sormadan torpidoyu açtı ve zarfı uzattı.
Zarftaki Gerçek
Zarfın içinde sadece birkaç fotoğraf ve bir otel faturası vardı. Fotoğraflar kocamın kaza yaptığı gün, o “sıradan Perşembe” sabahında çekilmişti. Bir sahil kasabasında, yanında genç bir kadınla gülümsüyordu. Kaza, iddia ettiği gibi iş yolunda değil, o kadını evine bırakırken aşırı hız yüzünden gerçekleşmişti.
Yaşlı kadın aslında bir emekli dedektif ya da gizemli biri değildi; sadece o gün kaza mahallinde olan, her şeyi gören ve vicdanı elvermediği için sessiz kalmayan son tanıktı.
Son Yüzleşme
Odaya geri döndüğümde kocam yine söylenmeye başladı. Ama bu sefer elinde tepsiyle gelen o uysal kadın yoktu. Yanına gittim, zarfı yatağının üzerine fırlattım.
Sessizlik: O anki yüz ifadesi, suçluluk ve şaşkınlığın en çirkin haliydi.
Özgürlük: Tek bir kelime bile etmeden çantamı aldım.
O yaşlı kadın bana sadece yemek getirdiğim için teşekkür etmemişti; bana hayatımı geri vermişti. Hastaneden çıkarken gökyüzü her zamankinden daha aydınlık görünüyordu.






