
Mantığım “açma” diye bağırsa da, kadının sesindeki o çaresiz titreme vicdanıma dokundu. Kapıyı açtığımda karşımda karlar içinde kalmış, donmak üzere olan, elinde bastonu ve yıpranmış devasa çantasıyla küçük bir ihtiyar buldum. Onu hemen içeri alıp sobanın yanına oturttum. Evdeki son yiyeceğimiz olan o bir dilim ekmeği ona uzattım; “Ye teyze, başka yemeğimiz yok” dedim. Bana uzun uzun bakıp, “Tanrı sana bunun karşılığını verecektir” diye fısıldadı.
Yaşlı kadın çantasına sıkıca sarılarak yatağa uzandı. Ben de sobanın başında uyuyakalmışım. Sabah uyandığımda evin içindeki alışılmadık sessizlik beni korkuttu. Yatağa yaklaştığımda yaşlı kadının nefes almadığını, uykusunda huzur içinde bu dünyadan ayrıldığını anladım. Yaşanan bu durum beni dehşete düşürmüştü; evimde tanımadığım bir ölü vardı. Ancak asıl şaşkınlığı, kadının cansız ellerinden çantayı kurtardığımda yaşadım.







