Rahmetli büyükannemin eski kolyesini bir kuyumcuya götürdüğüm gün, hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum.
Boşanmanın ardından elimde sadece kırık bir telefon, iki çöp torbası dolusu kıyafet ve o kolye kalmıştı. Kocam, bebeğimizi kaybettikten sonra beni terk etmiş, daha genç bir kadınla yeni bir hayata başlamıştı. Ben ise geride kalmıştım; borçlarla, yorgunlukla ve ayakta kalma mücadelesiyle.
Haftalarca garsonluk yaparak, bahşişlerle ve inatla yaşadım. Ama sonunda duvara tosladım. Ev sahibim kapıya kırmızı bir uyarı kâğıdı yapıştırdı: SON UYARI. Artık saklanacak yerim kalmamıştı.
O gece, ayakkabı kutusunu açtım.
Büyükannemin bana bıraktığı kolye oradaydı. Yirmi yıldır sakladığım tek değerli şey. Ağırdı, garip bir sıcaklığı vardı. Sanki sadece bir takı değildi… daha fazlasıydı.
“Affet beni,” diye fısıldadım. “Ama başka çarem yok.”
Ertesi sabah, şehir merkezindeki eski bir kuyumcuya girdim.
Tezgâhın arkasındaki yaşlı adam, kolyeyi görür görmez donakaldı. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Gözleri büyüdü, elleri titremeye başladı.
“Bunu… nereden buldunuz?” diye fısıldadı.
“Büyükannemindi,” dedim. “Sadece kiramı ödeyecek kadar para istiyorum.”
“Adı neydi?”
“Melinda.”
Adam bir an sendeledi. Sanki görünmeyen bir güç onu geriye itmiş gibi tökezledi ve tezgâha tutundu.
“Hanımefendi… oturun.”devamı icin sonrki syfaya gecinz…






