
Kamyonun arkasında eşyalarım duruyordu. “Gitmemi mi istiyorsunuz?” diye sordum.
Sessizlik oldu. Sonra Duru yumuşak bir sesle, “Bir süreliğine…” dedi. “Gerçeği öğrenene kadar.”
O gece küçük bir valizle evden çıktım. Ama pes etmedim. Ertesi gün hastanenin arşivine gittim. Yirmi yıl önceki dosyaları tek tek inceledim. Yoğun bakım kayıtlarında bir sevk belgesi buldum. Kadın başka bir şehre gönderilmişti. Ölüm kaydı gerçekten yoktu.
Gerçeği araştırdıkça tablo netleşti: Hastane yönetimi skandal çıkmaması için yanlış bilgilendirme yapmıştı. Kadın komaya girmiş, aylar sonra uyanmıştı. Bebeklerinin öldüğünü sanarak yaşamıştı.
Bunu öğrendiğimde dizlerimin bağı çözüldü. Hemen Defne ve Duru’yu aradım. Bu kez telefonu açtılar. Belgeleri gösterdim. Birlikte biyolojik anneleriyle yüz yüze geldik.
Kadın bizi görünce ağladı. “Ben sizi öldü sandım,” dedi.
O an Defne ve Duru iki yana bölünmüş gibiydi. Bir tarafta kan bağı, diğer tarafta yirmi yıllık emek.
Birkaç hafta sonra eve döndüm. Kapıyı Defne açtı. Gözleri doluydu. “Seni kovduğumuz için özür dileriz,” dedi. “Gerçeği öğrenmek istedik ama seni incittik.”
Onlara baktım. “Ben sizi seçtim,” dedim. “Kan bağı tesadüftür. Aile olmak ise karardır.”
Artık hayatımızda iki anne vardı. Biri onları dünyaya getirmişti, diğeri büyütmüştü. Ve ben şunu öğrendim: Bazen en büyük yalan sandığımız şey, aslında eksik bırakılmış bir gerçektir. Ama sevgi eksik değilse, aile dağılmaz bu hikaye yazı ve fotoğraflar gerçek kişileri temsil etmemektedir kurgulanmış bir hikayedir.







