
“Cemal,” dedim, “Kemal’i geri getiremezsin. Ama gerçeği getirdin.”
Başını kaldırdı. “Beni affetmeni beklemiyorum.
“Affetmek heme olacak bir şey değil,” dedim. “Ama yaşadığım iki yıl boyunca, sen yanımdaydın. Beni karanlıktan çıkardın. Bunu inkâr edemem.”
Elini tuttum. İlk kez elleri titremiyordu.
“Bu evlilik,” dedim, “bir kaçış olmayacak. Ne senin için, ne benim için. Eğer birlikte kalacaksak, bu gerçeği taşıyarak olacak.”
Gözlerinden yaşlar aktı. “Ne istersen yaparım.”
“Önce kendinle yüzleşeceksin,” dedim. “Sonra ben karar vereceğim.”
O gece yan yana yattık ama birbirimize dokunmadık. Sabaha karşı güneş perdenin arasından sızarken, içimde garip bir huzur vardı. Çünkü artık bildiğim bir acı vardı; adı olan bir acı.
Bazı gerçekler insanı yıkar.
Bazılarıysa, ne kadar geç gelirse gelsin, insanı ayakta tutar.
Kemal’i kaybettim.
Ama hayatımın geri kalanını bir yalanla yaşamamayı seçtim.
Ve belki de gerçek sevgi, tam da burada başlıyordu.







