
“Beni affeder mi?” diye sormuş Emir’e.
Genç adamın gözleri doldu. “Siz onu hep affedermişsiniz. Öyle derdi.”
Lokantanın içi bir anda anılarla doldu. Kemal’in kahkahası, çorba kaşığını düşürüşü, elimi masanın altında sıkışı…
Kırk yıl boyunca bana sadık kalmıştı. Gençliğinde bilmeden sahip olduğu bir çocuğu sonradan öğrenmişti. Ve onu da hayatına almak istemişti. Ama beni kaybetmeden.
Derin bir nefes aldım.
“Buraya neden geldin?” dedim.
“Beni ilk kez buraya getirdi. ‘Annenle burada tanıştım,’ dedi. ‘Hayatımın en doğru kararı o gün başladı.’ Sizin yerinizin kutsal olduğunu söyledi.”
Gözlerim doldu. Kemal… Sen ne yaptın böyle?
Emir cebinden küçük bir peçete çıkardı. “Bir de bunu verdi.”
Peçeteyi açtım. İçinden eski, gümüş bir yüzük çıktı. Kemal’in yıllardır parmağında taşıdığı ama hastaneye giderken çıkardığı yüzük.
“Bunu sana ver,” demiş Emir’e. “Benim yerime elini tutsun.”
O an içimdeki tüm kırgınlık eridi. Kemal beni korumaya çalışmıştı. Yanlış bir yöntem seçmişti belki ama niyeti sevgiydi.
Başımı kaldırıp Emir’e baktım.
“Yemek yedin mi?” diye sordum.
Şaşırdı. “Hayır.”







