Kızım her sabah okula gittiğini söylüyordu. Sonra öğretmeni arayıp bir haftadır devamsızlık yaptığını söyledi. Ertesi sabah onu gizlice takip ettim.
15 yaşındaki Zeynep kötü bir çocuk değildi. Ergenliğin verdiği iniş çıkışları vardı elbette; kapıları biraz sert kapatır, sorulara göz devirerek cevap verirdi ama hiçbir zaman sorumsuz olmamıştı. Bu yüzden sınıf öğretmeni Ayşe Hanım telefonda “Pazartesiden beri hiçbir dersine girmedi” dediğinde, bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Çünkü ben her sabah onu kapıdan çıkarken görüyordum.
O akşam hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Zeynep ödevlerden yakındı, telefonda arkadaşlarıyla güldü, mutfaktan atıştırmalık aldı. Onu izlerken içimde büyüyen şüpheyle sessizce savaştım. Ertesi sabah gerçeği öğrenmeye karar verdim.
Zeynep her zamanki gibi sırt çantasını alıp çıktı. Ben de birkaç dakika sonra arabaya atladım. Servis durağını uzaktan görebileceğim bir yere park ettim. Kalbim, sanki yasak bir şey yapıyormuşum gibi hızlı atıyordu.
Servis geldi. Zeynep diğer öğrencilerle birlikte bindi.
Servis hareket etti. Ben de peşine takıldım.
Okulun önünde durduğunda çocuklar birer birer indi. Zeynep de indi.
Ama okula doğru yürümedi.
Durağın kenarında bekledi.
Dakikalar saniye gibi değil, saat gibi geçiyordu. Sonra eski, beyaz bir kamyonet yavaşça yanaştı. Camları hafif koyu renkliydi. İçimi tarif edemediğim bir korku kapladı.
Zeynep hiç tereddüt etmeden yolcu kapısını açtı ve içeri bindi.devamı icin sonrki syfaya gecinz…







