
“Değil. Artık değil.” O an geri çekildim. Eğer bir saniye daha orada kalsaydım dizlerimin bağı çözülüp yere yığılacaktım. Sessizce yatak odasına döndüm ama sabaha kadar gözümü kırpmadım. Emre yanıma geldiğinde ben çoktan uyuyormuş gibi yapıyordum. Üzerine sinmiş o ağır havayı, saçındaki annesinin parfümünü, yatağa usulca girişini hissettim. İçimde büyüyen şey artık sadece kuşku değildi; korkuydu. Sabah olduğunda her şey normalmiş gibi davrandılar. Nermin Hanım her zamanki gibi çayını istedi, Emre işe yetişme telaşıyla kahvaltısını yaptı. Bense mutfakta durup onların yüzlerine baktım. Geceden geriye kalan hiçbir iz yok gibiydi. Fakat artık her bakış, her suskunluk, her küçük ayrıntı başka anlamlar taşıyordu. Emre çıkarken alnıma bir öpücük kondurdu. Dudakları soğuktu. “Akşama geç kalabilirim,” dedi. “Annemi doktora götürmem gerekebilir.” Başımı salladım. Kapı kapanır kapanmaz doğruca Nermin Hanım’ın odasına girdim. Böyle bir şeyi yapacağıma kendim bile inanamazdım ama artık başka çarem yoktu. Dolapları açtım, çekmeceleri karıştırdım. Başta sadece ilaç kutuları, eski fularlar ve düzenli katlanmış kıyafetler buldum. Sonra komodinin alt çekmecesinde kilitli küçük bir ahşap kutu gördüm. Anahtarı etrafta ararken yastığın altına saklanmış ince bir anahtar buldum. Ellerim titreyerek kutuyu açtım devamı icin sonrki syfaya gecinz…






