
“Bu evraklar sayesinde, yıllardır ortağı olduğunuz o mağaza zincirine ciddi bir yatırım yapılmıştı. Ve o yatırımın tek şartı vardı: Şirketin etik değerlere bağlı kalması.”
Emre’nin babası yerinden kalkacak gibi oldu ama sonra tekrar oturdu.
Babam son sözlerini söyledi:
“Ben zengin değilim. Ama onurluyum. Kızım da öyle. Ve bugün burada, onu seven, arkasında duran bir adamla evleniyor.”
Sonra mikrofonu kapattı.
Salon bir saniye boyunca sessiz kaldı. Ardından… alkış koptu.
Öyle sıradan bir alkış değildi bu. Ayakta, uzun süren, içten bir alkıştı.
Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Emre elimi tuttu, gözleri doluydu.
Emre’nin annesi ve babası yavaşça yanımıza geldi. İlk kez gözlerime baktılar.
Annesi titrek bir sesle konuştu:
“Biz… yanılmışız.”
Babam gülümsedi.
“Önemli olan bunu fark etmek,” dedi.
O gün düğünümde sadece evlenmedim.
Babam, yıllardır taşıdığı sessiz onurunu herkesin önünde dimdik gösterdi.
Ve ben bir kez daha anladım:
Gerçek zenginlik, insanın başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıdır.







