
Elias sessizce konuştu. “Yemek yapabiliyorsun,” dediler.
Mara utangaç bir şekilde başını salladı. “Evet efendim, yapabilirim.”
“O zaman oradan başlayalım,” dedi Elias. “Sen akşam yemeğini hazırla. Ben ateşi yakarım.”
Gülüş yoktu, yargılama yoktu. Yıllar sonra ilk kez biri onu görmüştü. Çuvalın altındaki kızı değil, soğuk bir yerde sıcaklık yaratabilecek elleri olan bir kadını görmüştü. Dışarıda rüzgar dağların üzerinde uğulduyordu. Ama kulübenin içinde Mara uzun zamandır hissetmeye cesaret edemediği bir şeyin kıpırdadığını hissetti: Umut.
III. Aşkın Yabaniliği ve Yanlış Damga
O gece kar şiddetli yağıyordu. Güveç kaynamaya başladığında kokusu kulübeyi doldurdu. Mara, annesinin pişirme sırasında söylediği bir melodiyi yumuşak bir şekilde mırıldandı.
Elias içeri girdiğinde kapıda sıcak ekmeğin kokusu onu karşıladı. “Fırınladın mı?” diye sordu. Mara utangaç bir şekilde gülümsedi. “Umarım sakıncası yoktur.”
“Sakıncası var mı?” Sesi yumuşadı. “Bir lütuf gibi.”
Günler geçtikçe, Mara yemek pişiriyor, tamirat yapıyor ve ateşi yanık tutuyordu. Elias avlanıyor, odun kesiyor ve ona dağlardaki yaşamı, fırtınaların nasıl habersizce değişebileceğini anlatıyordu. Bazen oğlu Micah‘tan bahsederdi. “6 yaşındaydı,” dedi. “Annesi iki kış önce ölmüştü.”
“Ona benziyor mu?” diye sordu Mara.
Elias hafifçe gülümsedi. “Çok fazla. Her güldüğünde onu tekrar görüyorum.”
Bir gün, Mara bir mareşal ateşiyle yere oturdu. Yılların biriktirdiği utancı, “estéril” etiketiyle gelen aşağılanmayı ona anlattı.
Elias, onu kollarının arasına aldı. “Hayır, Mara,” diye fısıldadı. “Sen hiçbir şey değilsin. Onlar kördü.”
Mara, onun kollarında güvenli ve korunaklı hissetti. Sonra, bir gece, korkularını ona itiraf etti: “Leandro, sanırım hamileyim.”
Leandro donup kaldı. Utanç ve yalanla satılan bir kadının, kendisiyle bir araya gelerek imkansızı başarması, onu büyüledi. “Emin misin?” diye sordu. Gözleri yaşlarla doluydu ama bu sefer bunlar bir sevinç gözyaşlarıydı.
“O zaman bu gece sadece sana sarılmama izin ver,” dedi Salvatore, onu yatağa doğru iterken bile ona değerli bir şey gibi davranarak.
Onların tutkusu, tüm korkuları ve utançları yaktı. Isadora, onun kollarında, hayatında ilk kez arzu edilen bir kadın oldu.
Leandro, onu kucağına aldı. Alnını öptü: “Sen benimsin ve ben benim olanı korurum.”
IV. Çiftçinin Zaferi ve Aşkın Meydan Okuması
Hamileliğinin ilerleyen aylarında, Mara’nın eski ailesinin tehdidi geri geldi. Beatriz ve Ramiro, onun hamileliğinin bir dolandırıcılık olduğunu iddia ederek, onu ve doğacak çocuğu talep ettiler. “Bize daha fazla para borçlusun,” diye bağırdı Beatriz.
Leandro, öfkeyle onlara saldırdı ve onları dağdan aşağı kovaladı. “Bu benim ailem,” diye kükredi. “Buraya bir daha geri gelmeyeceksiniz!”
Mara, karnı belirginleşmiş bir şekilde, yanına oturdu. “Savaşla yetinme, Leandro,” dedi. “İnsanların dedikoduları bizim gerçekliğimiz değil. Aşağı inelim ve onlara bir aile olduğumuzu kanıtlayalım.”
Kararlı bir şekilde, Leandro ve Mara, kasabaya indiler. Gözlerindeki güven, tüm fısıltıları susturdu. Gittiler ve resmi olarak evliliklerini kaydettiler. Arturo adındaki oğulları doğdu. Leandro, bir baba olarak, ona dağların hikayelerini öğretti.
Yıllar sonra, Mara, Leah’ın annesi, bir kız çocuğu doğurdu: Elena. Aileleri, dağda, sevgi ve sükûnetle büyüdü.
Mara, dışarıdaki dünyaya baktı. O, çuvalın altında saklanan kadın değildi artık. O, bir kraliçeydi, kendi kaderinin sahibiydi. O, aşkın en acımasız zincirleri bile kırabileceğini kanıtlamıştı.







