
Fatma Hanım başını yavaşça salladı.
“Hayır.”
Emre meraklanmıştı.
“Ne zaman oldu bu?”
Kadın fotoğrafın tarihine baktı.
“1998.”
Emre’nin sırtından hafif bir ürperti geçti.
Aynı tarih.
O gece Emre internette araştırma yaptı.
Eski gazete arşivlerini karıştırdı.
Ve sonunda küçük bir haber buldu.
“Akdeniz Sokak’ta gizemli kayboluş.”
Haberde şöyle yazıyordu:
Bir aile, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu.
Evlerinde kavga izi yoktu.
Kapı kilitliydi.
Ama aile yoktu.
En tuhaf detay ise küçük kızın odasında bulunmuştu.
Duvara kırmızı kalemle yazılmış bir cümle:
“O geri geldi.”
Emre ekranı kapattı.
Kalbi biraz daha hızlı atıyordu.
Tam o sırada…
Üst kattaki tavandan bir ses geldi.
Birinin yürüdüğü gibi.
Ama Emre üst katta kimsenin yaşamadığını biliyordu.
Çünkü o kat boştu.
Yavaşça tavana baktı.
Ses tekrar geldi.
Tık.
Tık.
Tık.
Sanki küçük ayaklar yürüyordu.
Emre kendini sakinleştirmeye çalıştı.
“Eski bina,” diye düşündü. “Ahşap ses yapıyordur.”
Ama ses durmadı.
Daha da garip bir şey oldu.
Ses… dairenin içinde dolaşıyordu.
Koridorda.
Sonra mutfağa doğru.
Sonra tekrar salona.
Emre nefesini tuttu.
Ve o anda…
Kapının altından bir gölge geçti.
Küçük bir gölge.
Sanki bir çocuk kapının önünden geçmişti.
Emre yavaşça kapıya yürüdü.
Kapıyı açtı.
Koridor boştu.
Ama yerde bir şey vardı.
Eski bir kırmızı kalem.
Emre kalemi aldı.
Ve birden duvardaki aynaya baktı.
Arkasında… bir şey hareket etti.
Hızla döndü.
Kimse yoktu.
Ama aynaya tekrar baktığında kalbi duracak gibi oldu.
Çünkü aynada, koridorun sonunda küçük bir kız duruyordu.
Sekiz yaşlarında.
Aynı fotoğraftaki kız.
Başını hafifçe eğmişti.
Gözleri karanlıktı.
Ve yavaşça fısıldadı:
“Beni buldun.”
Sonra kayboldu.
Emre birkaç saniye donup kaldı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
“Bu imkansız,” diye fısıldadı.
Ama yerde hâlâ kırmızı kalem vardı.
Ve duvarda… yeni yazılmış bir cümle.
Kırmızı kalemle.
“Unutma.”
Emre yavaşça geriye doğru bir adım attı.
Bir şey anladı.
Bu apartman sadece eski değildi.
Burada bir şey… hâlâ yaşıyordu.
Ve o şey…
Onu fark etmişti.






