
Fatma Hanım’ın evliliği düşündü. Yıllar önce bir kamyon kazasında kaybettiği dokuz yaşındaki çocuğuu… O günden beri kapalı duran odayı… Mavi Battaniyeyi… Ve geride kalan sessizliği…
— Köy evlerinin iki kuralı vardır — dedi —. Susanana su verilir. Sığınana kapı kapatılmaz.
Gece geç saatlerde, yağmur hafiflediğinde pencereden ışıklar göründü.
Farlar.
Bir araba topraklarındaki toprakların ilerlemesi. Geçmiyordu. Bakıyordu. Fatma Hanım lambayı söndürdü. Araba kapının önünde durdu… sonra gitti.
Ertesi sabah, dağın yanında çamurda bot izi bulundu.
Elif’e ait değildi.
Elif kapıda belirdi ve soldu.
— O — dedi.
— Babası mı?
— Hayır. Abisi.
Üç saatteki araba geri döndü.
Bu sefer siyah, büyük ve eksikti. Uzun bir adam indi.
Fatma Hanım onu kapıya bırakıyor.
— Bir kız arıyorum — dedi adam —. Hamile. Dün gece buradaydı.
— Burada sadece tavuklar ve kahve var — dedi kadın.
Adam.
— Saklıyorsanız, işleri zorlaştırmayın.
— Ve siz de başkasının evinde tehdit etmeyin.
— Bu sizin işiniz değil.
— Artık benim işim.
Gerilmek.
— Bazı kayıplar gereklidir — dedi adam.
Fatma Hanım’ın sesi sertleşti:
— Ben zaten bir evlattım. Ve bir daha hiçbir adam bir dosyaya zarar veremez, ben hayattayken.
Adam sustu. Gitti
Ama geri geldi.
Bu kez iki adamla.
Elif korkudan titredi.
— Bu seer bir gelişme olmadı.
— Sen yazanlar — dedi Fatma Hanım.
Kapıyı açtı.
— Kimse Giremez.
— Kız burada.
— Burada benim evim.
Konuşma sertleşti.
— Bebek doğmalı — dedi adam.
— Sorunlu bebekler değil — dedi Fatma Hanım — korkaklar.
Tam o anda…
İçeriden bir çığlık geldi.
Elif.
— Doğum başlıyor — dedi kadın.
Her şey değişti.
Doktor yoktu. Yol arayışınız.
—Yardım et — dedi Fatma Hanım.
Adam talep etti… ama yardım etti.
Elif’i yatağ atler.
Saatler gitti.
Çığlıklar… ter… acı…
Ve sonunda…
Bir bebek ağladı.
Erkek.
Fatma Hanım onu eski mavi battaniyeye sardı.






