
Hiçbir şey söylemedim. Banyoya gittim, bir leğenin içine ılık su doldurdum, en yumuşak havluları ve temiz çamaşırları aldım. Yüzümde zerre kadar bir tiksinti yoktu. Yanına yaklaştım, üzerini usulca açtım. O an Melis’in bedeni utançtan titriyordu. “Korkma kızım, ben buradayım,” dedim sessizce. Onu kendi evladım gibi, bir bebeği temizler gibi incitmeden, tertemiz sildim. Altını değiştirdim, temiz kıyafetlerini giydirdim, vücuduna o çok sevdiği kokulu kremlerden sürdüm.
İşim bittiğinde yatağın kenarına oturdum. Melis gözlerini açmıştı ve o kibirli gözlerden şimdi çaresizlik yaşları sel gibi akıyordu. Eğildim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım ve kulağına o tek cümleyi fısıldadım:
“Benim üzerimdeki o soğan ve yaşlılık kokusu bir sabunla geçip gitti kızım… Ama kalpteki merhametin kokusu hiçbir yere gitmez, korkma, ben senin elini asla bırakmayacağım.”






