
Birikimim yetmiyordu.
Sahip olduğum tek şey olan evimi sattım.
Onların yanına taşındım.
Ama bir gece, konuşmalarını duydum.
Paranın ameliyata değil, lüks bir hayata gittiğini…
Ve beni bir yük olarak gördüklerini…
Kısa süre sonra kendimi bir huzurevinde buldum.
Ali, “Seni sık sık ziyaret edeceğim,” dedi.
Aylar geçti.
Yıllar geçti.
Gelmedi.
Derken bir gün, uzaktan bir akrabamın bana miras bıraktığını öğrendim.
Bunu duyan Ali hemen çıkageldi.
“Babaanne… Nermin’in bir ameliyatı daha var. Payımı erken alabilir miyim?”
Ona sakin bir sesle,
“Gelecek hafta gel,” dedim.
Bir hafta sonra karşısına çıktığımda, eline küçük bir zarf verdim.
İçinden sadece 1.500 TL çıktı.
Şaşkınlıkla bağırdı:
“Bu mu?! Asıl para nerede?!”
O sırada banknotların üzerindeki yazıyı fark etti…
Ve yüksek sesle okumaya başladı.
Yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
Ali’nin dudakları titredi. Banknotların üzerindeki yazıyı okurken sesi çatallaştı:
“Beni evimden eden, yıllarımı çalan torunuma… Bu para, bana yaşattıklarının bedelidir.”
Kâğıt parayı elinden düşürdü. Yüzü kireç gibi oldu. O ana kadar bağıran, talep eden, hak iddia eden adam gitmişti; yerine, bir şeyleri ilk kez gerçekten kaybettiğini fark eden biri gelmişti.
“Babaanne…” dedi kısık bir sesle. “Bu… bu bir şaka, değil mi?”






