
Herkes uçaktan indi. Ben en sona kaldım. Kabin görevlisine, “Pilotla konuşmam gerekiyor,” dedim. Sesim çatladı.
Beni kokpite götürdüler.
Kapı açıldığında…
Zaman durdu.
Karşımda duran adam yaşlanmıştı. Saçları beyazlamıştı ama gözleri aynıydı. Beni gördüğünde yüzü bembeyaz oldu.
“Ayşe…” dedi fısıltıyla.
Dizlerim titredi.
“Demek hâlâ sesimi tanıyorsun,” dedi.
Ağlamaya başladım. Kontrol edemedim. Kırk yılın birikmişliği üzerime çöktü.
“Bugün oğlumu toprağa vereceğim,” dedim.
“Ve beni oraya sen götürdün.”
Sessiz kaldı. Gözleri doldu.
“Ben seni her zaman düşündüm,” dedi.
“Hiç evlenmedim.”
Bu cümle kalbime bıçak gibi saplandı.
Ama artık çok geçti.
Kemal beni kapıda bekliyordu.
Hayatım başka bir yola aitti.
“Hoşça kal,” dedim.
“Hoşça kal Ayşe,” dedi.
Ve ben o gün, sadece oğlumu değil, bir ömrün ihtimallerini de toprağa verdim.
Ama şunu anladım:
Bazı insanlar hayatımıza kısa süreliğine girer…
Ama bir ömür bizimle kalır.







