
Selim Bey mikrofonu düzeltti ve derin bir sessizlik sağlandıktan sonra konuşmaya başladı: ‘Eğlenceye devam etmeden önce, hepinize bir şey göstermem ve bir gerçeği anlatmam gerekiyor.’ dedi. Bakışlarını Elif’e çevirdi ve devam etti: ‘Bugün burada en pahalı elbiseleri giyenleriniz var. Ama hiçbirinizin elbisesi, Elif’inkinin yanından bile geçemez. Siz o elbiseyi paçavra sanıyorsunuz ama o elbise, bu okulun kütüphanesini gizlice yaptıran, durumu olmayan arkadaşlarınızın burslarını maaşından arttırarak ödeyen Kemal Efendi’nin mirasıdır.’
Salon bir anda buz kesti. Pelin’in yüzündeki o küstah gülümseme yerini derin bir şoka bıraktı. Selim Bey gözyaşlarını tutmaya çalışarak devam etti: ‘Kemal Bey ölmeden önce bana geldi. Tek isteği Elif’in bu gece burada mutlu olmasıydı. O gömlekler, onun bu hayattaki tek varlığıydı. Elif bugün burada babasının dürüstlüğünü, emeğini ve asaletini taşıyor. Eğer birine gülecekseniz, o yüreğe sahip olmadığınız için kendinize gülün.’
Konuşma bittiğinde salonda çıt çıkmıyordu. Az önce Elif’le dalga geçen öğrenciler başlarını öne eğmişlerdi. Birkaç saniye süren o ağır sessizliğin ardından, salonun en arkasından bir alkış koptu, sonra tüm okul Elif’i ayakta alkışlamaya başladı. Elif ise babasının gömleğinin yakasını sıkıca tutmuş, babasının kokusunu içine çekerken sonunda gülümsüyordu. O gece, en güzel elbise pahalı olan değil, içinde en çok sevgi barındıran elbiseydi.







