1. Haberler
  2. Gündem
  3. Annem, dul ve bekar bir anneyle evlendiğim için beni hayatından sildi. Benimle alay etti.

Annem, dul ve bekar bir anneyle evlendiğim için beni hayatından sildi. Benimle alay etti.

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Aman Allah’ım… Bu ne böyle?”

Annem kapı çerçevesine tutunup “Aman Allah’ım… Bu ne böyle?” dediğinde, önce gerçekten neye baktığını anlayamadım.

Ev… bizim evdi işte. Küçük, biraz eski, ama tertemiz. Ayşe’nin sabahın yedisinde bile kalkıp sildiği koridor. Salondaki iki kanepeden biri ikinci eldi. Duvarın bir köşesinde, oğlumuz Kerem’in boyadığı, kenarları taşmış bir “aile resmi” asılıydı. Ben, Ayşe ve Kerem… Üç çubuk adam, kocaman bir güneş.

Annemin gözleri o resimde asılı kaldı. Sonra hızla sağa sola kaydı. Sanki bir kusur arıyordu. Bir dağınıklık, bir eksiklik, bir “bak gördün mü” cümlesine malzeme olacak bir şey…

Bulamadı.

Yutkundu. Bir adım attı. Halının üzerine basarken sanki bir müzeye giriyormuş gibi temkinliydi.

“Bu… bu ev…” dedi kısık sesle. “Beklediğim gibi değil.”

“Ne bekliyordun?” dedim. Sesim sandığımdan daha sert çıktı.

Annem cevap vermedi. Bir anda gözleri mutfağa takıldı. Tezgâhın üzerinde bir tabak kurabiye vardı. Ayşe, annem geleceği için sabah erkenden yapmıştı. Üstlerinde tarçın kokusu hâlâ duruyordu. Annem tabağa yaklaştı, sanki birinin ona oyun oynayıp oynamadığını anlamaya çalışır gibi eğildi.

“Sen mi yaptın?” dedi.

O an Ayşe mutfaktan çıktı. Üzerinde sade bir ev kıyafeti, yüzünde yorgun ama kibar bir ifade vardı. Ne gururlu bir duruş, ne de ezik bir boyun. Sadece… sakinlik.

“Hoş geldiniz,” dedi Ayşe. “Çay koyuyorum.”

Annemin bakışları Ayşe’yi baştan aşağı taradı. Üç yıl önceki o küçümseyen gülümseme dudaklarının kenarında belirmeye çalıştı ama tutmadı. Sanki boğazına takıldı. Çünkü Ayşe’nin gözlerinde ne özür vardı ne de kendini ispat etme telaşı. Bu, annemi rahatsız etti.

Tam o sırada küçük ayak sesleri duyuldu.

Kerem odasından çıktı. Üzerinde pijaması, saçları dağılıktı. Önce beni gördü, sonra Ayşe’yi… sonra da annemi.

Bir an durdu. Annemle göz göze geldi.

Ve Kerem, sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi, gülerek yanıma koştu devamı sonrki syfda…

“Baba!” dedi.

O tek kelime, evin içinde bir çan gibi çınladı. Annemin omuzları titredi. Gözleri Kerem’in yüzüne kilitlendi. O çocuğu ilk kez görüyordu. Ama o bakış… sanki birini tanımış gibi, sanki geçmişinden bir hayalet çıkmış gibi dondu.

“Sen…” dedi annem. “Senin adın ne?”

Kerem, beni işaret etti. “Ben Kerem. Bu benim babam.”

Annemin yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Gözleri kocaman açıldı. Elini ağzına götürdü. Nefesi düzensizleşti.

Ayşe hemen yaklaştı. “İyi misiniz?”

Annem Ayşe’ye bakmadı bile. Kerem’e bakıyordu. Kerem’in kaşına, gözlerine, yüzündeki çukura… Ardından dönüp bana baktı, sanki benden bir açıklama koparmaya çalışıyordu.

“Bu çocuk…” diye fısıldadı. “Bu çocuğun… babası kim?”

Ayşe’nin eli, bir an havada asılı kaldı. Sanki bir yere basmadan önce zeminin sağlam olup olmadığını yokluyordu. Sonra yavaşça tezgâha dayanıp bana baktı. O bakışta soru yoktu. Sadece “söyleme sırası sende” vardı.

“Benim,” dedim.

Annemin yüzünde kısa bir boşluk belirdi. Sonra acı bir kahkaha çıktı ağzından.

“Hayır,” dedi. “Hayır, olamaz. Sen üç yıldır… Siz… Bu çocuk yedi yaşında dedin. Yedi yaşında…”

“Yedi,” dedi Ayşe. Sesi yumuşaktı ama netti. “Benim hayatıma senin sandığın gibi bir yük olarak gelmedi. O benim oğlum. Ve… evet, babası sizden önceki evliliğimden.”

Annem, dul ve bekar bir anneyle evlendiğim için beni hayatından sildi. Benimle alay etti.
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Gündem Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için giriş yapabilir veya hesap oluşturabilirsiniz.

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.