
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Mehmet’in benden sakladığı şey bir ihanet değildi. Aksine, beni düşündüğü, korkularını tek başına taşıdığı yılların iziydi.
O anda duvardaki bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Gençliğimizde bir parkta çekilmişti. Gülüyorduk. Altına küçük bir not iliştirilmişti:
“Her şey senin gülüşün için.”
Etrafıma yeniden baktım. Bu daire gizli bir hayatın değil, gizli bir fedakârlığın kanıtıydı.
Pencereleri açtım. İçeri temiz hava doldu. Küf kokusu dağıldı. Perdeleri araladım. Gün ışığı duvarlardaki fotoğraflara vurdu.
O an kararımı verdim.
Ertesi hafta rehabilitasyon merkezine gittim. Müdüre Mehmet’in mektuplarını gösterdim. Bağışları artık açık kimlikle sürdürmek istediğimi söyledim.







