
“Ne oldu?” diye sordum.
Deniz’in sesi buz gibiydi: “Anne… Artık seninle görüşemeyiz.”
Mideme kramp girdi. “Siz neden bahsediyorsunuz?”
Umut gözlerini kaçırdı. “Bugün babamızla tanıştık. Bizi buldu. Bize gerçeği anlattı.”
Kanım dondu. “Ne gerçeği? O bizi terk et—”
“Bizi ondan senin uzak tuttuğunu söyledi,” diye çıkıştı Deniz. “Onu hayatımızdan senin çıkardığını…”
Sadece bakakaldım.
Umut sessizce ekledi: “O, bizim hazırlık programının müdürüymüş. Bizi soyadımızdan bulmuş.”
Odanın başıma yıkıldığını hissettim. Deniz devam etti: “Eğer onun ofisine gidip şartlarını kabul etmezsen, bizi programdan attıracağını söyledi. Hayatımız boyunca hiçbir üniversiteye giremememizi sağlayabilirmiş.”
Boğazım düğümlendi. “Ne… Ne şartı?”
Umut’un sesi iğrentiyle titriyordu…
“Senden tüm velayet hakkından vazgeçmeni ve bizi ona devretmeni istiyor,” dedi Umut, gözlerinden yaşlar süzülürken. “Zengin ve nüfuzlu bir kadınla evlenmiş ama çocukları olmuyormuş. Eğitim vakfının yönetim kuruluna girebilmek için o elit çevreye karşı ‘mükemmel aile babası’ imajına ihtiyacı varmış. Bizi nüfusuna alacak, bizimle o lüks evde yaşayıp etrafa şov yapacakmış. Senin ise bu şehri temelli terk etmeni, bir daha bizimle asla iletişim kurmamanı şart koşuyor. Eğer bunu yapmazsan… O prestijli okuldaki tüm kayıtlarımızı sileceğini, bağlantılarını kullanarak bizi hiçbir üniversiteye aldırmayacağını söyledi anne.”







